12 Ağustos 2004

ENDÜSTRİYEL ÜRÜNLERDE ENERJİNİN DÖNÜŞÜMÜ

Copyright: Özlem Devrim

Giriş
Endüstriyel ürünleri; üretilme nedenleri / amaçları / şekilleri / yöntemleri, tasarım / üretim süreçleri veya üretimlerinde kullanılan ham maddeler / sektörler veya üretildikleri ülkeler... gibi onlarca ve belki yüzlerce değişik açıdan ele alıp incelemek mümkün. Birbirleri ile tamamen iç içe geçmiş bu bakış açılarından her hangi birini öne çıkararak veya bir sistem içinde bir kaçını veya hepsini göz önüne alarak bir incelemeye / sınıflandırmaya gitmek; endüstriyel ürünlerin tasarım / üretim / pazara sunulma aşamalarında incelenmelerini sağlayan / kapsayan, yukarıda birkaç örneğini verdiğim bu kriterleri kullanmak, bütünün tamamını görmeye / tüme varmaya yetmemekte ve çoğu zaman yanlış anlaşılmalara da sebep olarak karmaşa yaratmakta; "endüstriyel tasarım" eyleminin bir meslek ve hatta giderek bir bilim dalı olup olmadığı tartışmalarına bile yol açmakta ve anlaşılmasını da güçleştirmektedir.
Bu makalede, bu kriterlerin tamamen dışına çıkarak, endüstriyel ürünleri "kullanımları esnasında enerji ile ilişkileri" açısından ele alacağım. Ekte verdiğim üç tablonun, bu giriş bölümünün hemen sonrasında biraz dikkatlice incelenmesi, yazının ilerleyen bölümlerinin daha kolay anlaşılmasına katkı yapacaktır.

Endüstriyel Ürünlerin Enerjiye Göre Gruplandırılmaları

Dil içinde kullandığımız " makine, alet, araç, gereç, eşya, mal vb. " gibi kelimelerin hepsi, biz farkında olsak da olmasak da, aslında, bütün ürünlerin enerji ile ilişkilerini açıklarlar. Bu ilişki, bütün ürünleri içine alacak şekilde, iki farklı gruba ayrılmıştır:
a. Basit / iş üretmeyen (enerjiyi dönüştürmeyen) endüstriyel ürünler,
b. Bileşik / iş üreten (enerjiyi dönüştüren) endüstriyel ürünler.
Öncelikle belirtmeliyim ki, bu gruplandırma tamamen bana aittir; adlandırılmalarında her hangi bir titizlik göstermeye gerek görmedim. Dileyen, dilediği adı / kelimeyi kullanabilir.
Basit endüstriyel ürünlerin tasarımında, genellikle tek bir disiplin / tek bir disiplinin ağırlığı vardır. Bileşik endüstriyel ürünlerin tamamında, birden fazla disiplinin bir arada kullanıldığı görülür.Bu nedenle, bu iki gruba ait ürünleri, farklı iki yöntemle düzenledim. Basit ürünlerin alt sınıflandırılmalarını, kullanılan ham maddeye göre yaptım çünkü üretim disiplini doğrudan doğruya hammaddenin işlenme özelliklerine bağlıdır. Tasarımcı, kullanmayı / işlemeyi bildiği bir hammadde ile ilgili her türlü ürünü, başka hiçbir disiplini kullanmadan elde edebilir. Oysa ki bileşik ürünlerde kullanılan hammadde hem değişken / çeşitli ve hem de kullanılan disiplin birden fazla olduğu için, alt sınıflandırmayı, ürünün kullanıldığı alana göre düzenlemek zorunluluğu vardır.
Basit / iş üretmeyen endüstriyel ürünler, insanların kendi enerjilerini kullanarak kendi ihtiyaçlarını doğrudan karşıladıkları; ürünün kendisinin hiçbir şekilde başka bir enerjiyi kullanmadığı / enerjiyi dönüştürmediği ürünlerdir. Bu bağlamda, bir mutfak bataryası ile bir seyahat çantası veya bir kapı tokmağı ile bebe arabası veya bir bisiklet ile masa arasında hiçbir farklılık yoktur. Kullanılan tek enerji insanın kendi enerjisidir; kullanılan ürün, bu enerjinin, insanın kendisine bir "fayda"ya dönüşmesini sağlamak için sadece bir "araç"tır.
Teknolojik gelişim, basit ürünlerle başlamıştır. İnsanın, kendi enerjisinden başka hiçbir enerjiyi işe / faydaya dönüştürmeyi bilmediği zamanlarda ürettiği basit ürünler, giderek bileşik ürünlerin yaratılmasında kullanılacak bilgi / teknoloji dağarcığını doldurmuş ve böylece, insan enerjisinden bağımsız, değişik enerjileri dönüştürebilen ( iş / fayda üretebilen ) çeşitli bileşik ürünler yapabilmek mümkün olmuştur.
Bileşik / iş üreten endüstriyel ürünler, insanın, kendisine bir fayda sağlamak üzere kullandığı, fakat ürünün kendisinin, bir başka enerjiyi kullandığı / dönüştürdüğü, daha karmaşık / çok bileşenli ve bu özellikleri ile de kendi başlarına "iş üreten" ürünlerdir.

Bileşik / iş üreten endüstriyel ürünler, iki alt gruba ayrılırlar.
a. Profesyonel amaçlı ürünler,
b. Ev-Büro tipi ürünler.
Bu alt sınıflandırma, gelişmiş ülkelerde endüstriyel tasarımın bugünkü konumu açısından, özünde yanlış. Gelişmiş ülkelerde, (kalın çizgilerle) artık böyle bir ayırım kalmadı. Sadece az gelişmiş ülkeler için geçerli, özel bir durum. Çünkü, gelişmiş ülkelerde, teknolojinin olduğu her yerde endüstriyel tasarım "kendiliğinden" var fakat gelişmemiş bir ülkede, teknolojinin özgün / yerli ve her alanda olmadığı bir ekonomide, "endüstriyel tasarım" da kendiliğinden / göreceli olarak bazen var ve bazen yok.
İnsanın, teknolojinin emekleme çağlarında, tamamını, doğrudan kendisinin kullanmak zorunda olduğu bileşik (iş üreten) ürünlerin, bugün, bir çoğunun, kendi başlarına çalışabilenleri yapılmaktadır. Bu açıdan bakarak bir alt sınıflandırma yapmak, konunun daha iyi anlaşılmasına da katkı sağlayabilir:
a. Salt kendi kendine hizmet / fayda sağlayabilen ürünler, (örneğin, çamaşır makinaları)
b. Mutlaka insanın kendisinin kullanması gereken ürünler, ( örneğin, traş makinaları)
Bu alt sınıflandırmayı incelemek, bu yazının konusu değil. Merak duyacak olanlar için bir adres sadece. Bir endüstriyel tasarımcıyı ilgilendiren, bir bileşik ürünün, enerjiyi dönüştürme eyleminde kendi kendine yeterliğe / otomasyona ne kadar uyarlı / eğimli olup olmamasından daha çok, sanata olan yakınlığı... Bu açıdan bakarak bir sınıflandırma yapmak, endüstriyel tasarım mesleği için bir zorunluluk. Bu duygu ve amaca uygun olarak, ekte yaptığım
tablolarda, sanatsal bir çabayı gerektirmeyecek yoğunlukta işlevsel özellikleri ile ön plana çıkan / üretilen / kullanılan endüstriyel ürünlere yer vermedim (otomotiv sanayiini ise özellikle hiç dikkate almadım). Benim mantığıma göre yer alması gereken pek çok ürünü de eklemeyi unutmuş olabilirim. Ancak, bu tabloları zenginleştirmek açısından herhangi bir çabayı da kendimce gerekli görmüyorum. Bugün için doğru / eksiksiz olsa bile, gelecekte yanlış / eksik olacağı kesin bir tablo için fazla zaman harcamaya gerek yok. Bu yazının, varmak istediği amaç, çok daha başka; tablolar ise sadece birer araç. Okunmaları ve incelenmeleri, bu yazının amacına ulaşması için gerekli; sonrasında, dileyen istediği amaçla yararlanabilir / geliştirebilir / unutabilir.

Teknolojik Girdap

Teknolojik gelişim, basit ürünlerle başlamıştır. Her ürünün bir ustası, her ustanın en az bir çırağı olmuş ve yapım teknikleri ile işlevsel / estetik özellikler, nesilden nesile giderek güzelleşen / özgünleşen bir süreç içinde gelişmişlerdir. Her devir, kendi basit ürünlerini de yaratmış ve yaratmaktadır / bu böylece de sürüp gidecektir. Kazma / keser / mala / gönye gibi aletler, başlangıçtan beri vardılar, yarın da var olacaklar / üretileceklerdir fakat bir ütü masasının geçmişi, ütünün icadından sonra başlamıştır; iş üreten bir endüstriyel ürün, kendi basit gerecinin de üretilmesinin sebebi olmuştur.
Basit / iş üretmeyen ürünlerin endüstriyel olarak / seri halde üretilmeleri; teknolojinin, hiçbir estetik kaygı taşımaksızın, çoğu zaman bilimin de önünde giderek yaptığı, profesyonel amaçlı buluşlardan sonrasına rastlar. Teknoloji, enerjiyi dönüştürmeyi becerdikten sonra, bir yandan kendi kendisini tek tek kopyalarken (CNC makinalarda olduğu gibi) bir yandan da basit ürünlerin endüstriyel üretimlerine başlamıştır. Teknolojinin, kendi kendisini de endüstriyel olarak kopyalamaya / üretmeye / geliştirmeye başlaması ile ortaya çıkan kapasite, çılgın bir tempo ile basit ve ev-büro tipi endüstriyel ürünlerin tasarlanması ve üretilmesi sürecini başlatmış ve bu süreç, yukarıda ütü masası örneğinde olduğu gibi, kendi basit ürününü / gerecini yaratmıştır. Bugün, gelişmiş olan ülkelerde endüstri, fasit / kısır bir çember çizmektedir: Basitten gelmiştir fakat artık kendi basitini yaratmaktadır.
Teknolojinin bu hareketi, yükselen bir grafik eğrisi, bir trend değildir; bu hareket, derinliğini, çapını ve hızını giderek arttıran bir girdap, bir fasit / kısır çemberdir. Enerjisini, teknolojisinin sürekli olarak kendisini kopyalamasından / üretmesinden / geliştirmesinden / yenilemesinden alıyor; her nesil bir öncekinden daha iyi oluyor.

Az gelişmiş ekonomiler ise teknoloji üretemiyorlar. Satın aldıkları teknoloji, kendisini aynen kopyalıyor fakat dışlarında / ötekilerde, sürekli olarak üreyen / gelişen / yenilenen bir teknoloji var; üstelik daha hızlı, daha ucuz, daha verimli... Geri kalmış bir ülke için yapılacak tek şey var, o dışarıda yenisi üreyen eski teknolojiden bir tane daha satın almak veya fason üretim yapmak!.. Aksi halde bu dönüşe ayak uyduramayacaklar. Eskiyen her teknolojiyi satın alıp kullanmakla, geri kalmış ülkeler, bu girdabın da gıdası oluyorlar. Sanayi devrimini yapmış ülkeler, kendi aralarında bilgi / teknoloji transferi / değiş tokuş yapıyor veya ortaklaşa kullanıyorlar. Hemen hemen hiçbir bilgi / teknoloji, sanayileşmiş ülkelerden her hangi birinin tekelinde değil; fakat hepsinin ortaklaşa tekelinde !...
Sanayi devrimini yapan ülkelerde bilgi ve teknolojinin dünden bugüne lokomotif gücü, havacılık / uzay araştırmaları alanında yapılan çalışmalardır. Bu ülkelerin incelenmesi durumunda, hepsinde var olan bir ortak paydayı görmemek mümkün değildir: istisnasız hepsi de dünya savaşlarına aktif olarak katılmışlardır. Bu yazının amacı, böyle çok geniş / derin bir konuyu incelemek değil fakat basitçe "harp sanayii" olarak adlandırılabilecek bir lokomotif gücün varlığına dikkat çekmektir. Çünkü bu güç, basitten gelmiş ve bugün kendi basitini yaratmakta olan bilgi / teknoloji girdabının enerjisini sağlayan en önemli unsurdur. Teflon, micro-wave, cep telefonu, internet.... ilk akla gelebilecek örneklerden birkaçıdır.

"Endüstri Ürünleri Tasarımı" nedir?
Endüstri Ürünleri Tasarımı, bu girdabın sularında, bir renk ve ışık gösterisidir: bu girdabın cazibesidir. Vazgeçilmesi mümkün değildir. Fakat,gelişmiş ülkelerde, girdabın enerjisi tasarımdan gelmiyor. Tasarımın renk ve ışık gösterisinin sırrı, tasarımın kendisinden değil, girdabın dönen sularından / enerjisinden geliyor. O girdap dönmeyecek olsa, nasıl ki artık bir "girdap" olmayacaksa "tasarım" da olmayacak (endüstriyel tasarımın bir bilim dalı / ana bilim olup olmadığı tartışmalarının kökeni de budur). Çünkü tasarımın ışığını yansıtan, gösteriye dönüştüren sır, girdabın (dönüşen) enerjisi. Burada, özellikle vurgulanması gereken şey, tasarımın doğuşu ve gelişimindeki "kendiliğindenlik". Az gelişmiş / teknolojisi geri veya ithal bir ülke ekonomisine tasarımın kendiliğinden yerleşmesini beklemek, bu nedenle sadece bir hayal. Önce tasarım bilincini oluşturup, sonra teknolojinin gelişmesini beklemek ise, bu bilinci almış potansiyelden verim alamamak demek; basit ürünlerden başka neyin ışığı olabilirler ki !..

"Yapay Süreç" Zorunluluğu
Sanayi devrimini yapan ülkelerin sahip olduğu bilgi / teknoloji ile, sanayisi gelişmemiş bir ülkede "ayakları yere basmıyor" diye horlanan, proje aşamasındaki bir tasarımı bile üretmek mümkün !.. Bu, yumurta ile tavuk meselesine hiç benzemiyor; teknolojinin tasarımdan önce olduğunu kabul etmek gerekiyor. Az gelişmiş bir ülkenin sorunu, bu fasit çemberde yerini nasıl alabilir ve koruyabilir, sorunudur; teknolojik gelişimi esnasında kendiliğinden oluşmuş endüstriyel tasarım bilincini / bilimini / mesleğini, teknolojiyi ithal eden bir ülke ekonomisine nasıl enjekte edebilir, sorunudur. Bu ülkelere, harp sanayilerini geliştirmelerini tavsiye etmek, bu yazının amacını aşar. Tasarım bilincinin ekonomiye nasıl kazandırılabileceği ve bunu (kişisel ve toplumsal bazda) yapmak zorunda olanların hangi yolu izlemeleri gerektiği konusunda ciddi araştırmalar yapılmasına bir teşvik olmak, bu yazının esas amacıdır.
Bilimsel / teknolojik olarak gelişmemiş bir ekonomide, "alan kayması" olarak adlandırılabilecek, farklı mesleklerin aynı sektörde / alanda yoğunlaşmaları / çalışmaları olarak tanımlanabilecek olgu, basit (iş üretmeyen) endüstriyel ürünlerin tasarım ve üretimlerinde görülür. Grafikerler, mimarlar, iç mimarlar, endüstriyel tasarımcılar, makine / elektrik / elektronik mühendisleri, moda / tekstil tasarımcıları, ressamlar, makine teknik ressamları, alaylılar... iç içe geçmiş bir durumda, basit ürünlerin her birinde görülebilirler.
Bu beyin zenginliği, bu tür ürünlere de inanılmaz bir zenginlik getirir. Burada, yerel teknolojinin sınırlarını aşamayan bir "kendiliğindenlik" vardır; tıpkı bir zamanlar bugünün gelişmiş sanayi ülkelerinde olduğu gibi, piyasa kendi içinde kendi görünmez koşulları ile çalışmakta ve gelişmektedir. Eğer "endüstri" denilen şey, bu basit ürünlerle sınırlı kalsa ve sanayi devriminden bu yana geçen kayıp zamanlar olmasaydı, hiçbir az gelişmiş ülke ekonomisi için, tasarım bilincinin ekonomiye nasıl kazandırılabileceği; bunu yapmak zorunda olan ülkelerin hangi özgün yolu / yöntemi izlemek zorunda oldukları, üzerinde ciddi araştırmalar yapılması gereken bir problem olarak ortaya çıkmayacaktı. Açıkça görülmesi ve kabul edilmesi gereken olgu, basit ürünlerde yaşanan bu "kendiliğindenlik" ve zenginliğin, az gelişmiş bir ülke için hayati önem taşıyan teknolojik girdabın oluşturulmasında ne yazık ki asla yeterli olamayacağıdır. Kendi doğallığı içinde bugünün gelişmiş ülkelerinde teknolojiden sonra gelen tasarım biliminin / bilincinin, planlı ve sistemli bir biçimde "yapay bir süreç" yaratılarak teknoloji ile birlikte / paralel olarak geliştirilmesi zorunluluğu vardır. Kendiliğindenlik, az gelişmiş bir ülke ekonomisi için asla söz konusu edilemez; gelişmiş bir ülkenin endüstriyel tasarıma bakış açısı ile bugün ekonomisi ve sosyal hayatında tasarıma verdiği konum, olduğu gibi kopya edilemez. Endüstri ürünleri tasarımı, gelişmiş bir ülkedeki konumu ile (çok doğru olarak) bir bilim dalı olarak kabul görmeyebilir; uygulayıcıları için bir meslek tanımı bile yapılmasına gerek görülmeyebilir. Tasarım yapanlar için, hiçbir şekilde "oda" kurmak gerekliği de söz konusu edilmeyebilir. Bu tür örneklerin olduğu gibi kabullenilmesi ve az gelişmiş bir ülkede aynı kuralların / görüşlerin yerleşmesi için uğraş verilmesi, boşuna bir bekleyiş ve yapay bir süreç yaratılması gereğini görememektir / görmezden gelmektir. Endüstri Ürünleri Tasarımını, her az gelişmiş ülke, kendi yerel / doğal koşulları ile tarif etmeli, kendi durum tespitini yaparak ekonomisine (teknoloji ile paralel olarak) kazandırmalı ve uygulamalıdır; aksine durum, teknolojinin olmadığı yerde tasarımın kendi başına bir hiç olduğunu görmezden gelmek, ancak teknolojik girdapta bir ışık ve cazibe / çekim kaynağı olabileceğini inkar etmek, teknolojinin önceden gelişmesini bekleyerek tasarımı basit ürünlere, tasarımcıyı ise çaresizlik / ümitsizlik ve hayal kırıklığına mahkum etmektir.

Pazar Ekonomisinde Tasarımın Gücü
Yüksek teknolojiyi doğrudan kendisi üretemeyen / gelişmiş ülkelerle ortaklaşa kullanamayan bir ekonomi için, salt profesyonel amaçlı (iş üreten) endüstriyel ürün üretiminde özgün tasarım kullanmak, ne yazık ki, uygulamada bir hayaldir, olanaksızdır. Böyle bir ekonominin, ithal veya yerli teknolojilerle bile artık kolayca becerebileceği, ev-büro tipi (iş üreten) endüstriyel ürünlerin üretiminde özgün tasarımdan kaçınması / kopyacılık kolaylığına düşmesi, tasarım ithal etmesi veya fason üretim yapması, intihardır. Fakat, bütün endüstriyel tasarım potansiyelinin sadece basit (iş üretmeyen) endüstriyel ürünlere mahkum edilmesi, salt bu alanda kullanması ise, tek kelime ile "komik" tir. Teknolojinin basitten geldiği ve artık kendi basitini yaratmaya başladığı tezini doğru kabul etmek, az gelişmiş bir ekonominin bugün basitten yola çıkması gerektiğini kabul etmek demek değildir. Her tez, kendi özel zamanı kendi özel yeri ve kendi özel koşulları altında doğru olabilir. Az gelişmiş bir ekonomide, bileşik (iş üreten) herhangi bir yerel üründen beklenen, ürünün, ithal örneği ile aynı güç / kapasite / işlevselliğe sahip olmakla birlikte, daha ucuz olmasıdır. Dışarıya döviz ödememek, ucuza almak uğruna yerel müşteri, estetik hiçbir kaygıya itibar etmez. Örneğin, bir mobilya üreticisi için, kullanacağı herhangi bir makinanın estetik görünümünün, öncelikli hiçbir anlamı yoktur. O mobilya makinası üreticisinin ise, elindeki eski teknoloji nedeni ile, zaten ithal makinaların estetiği ve hatta işlevselliği ile yarışacak durumu da yoktur. İhracat şansı olmayan ürün, o ekonominin intiharıdır.
Ev-Büro tipi (iş üreten) endüstriyel ürünler ve hatta basit (iş üretmeyen) endüstriyel ürünler, bazen inanılmaz şekilde, yerli üretimlerin maliyet fiyatına yerel pazarlara çıkabilirler. Yerli üreticinin, canını dişine takarak üretim yapabildiği alanlarda, ithal mallar pazarda yer kapabilmek için fiyatlarını ucuzlatabilirler; yerli üreticiyi fasonculuğa zorlar / teşvik ederler fakat hiç tartışmasız üstün oldukları alanlarda asla taviz vermezler. Az gelişmiş ülkelerde, tasarımdaki zenginlik ve kendiliğindenlik, basit ürünler alanında görülür fakat bu tür üretimlerin o ülkenin ihracat potansiyeline yapacağı katkı, fazla bir değer taşıyamaz. Olsa olsa tasarımcısına kişisel bir getiri sağlayabilir. Kavgalar, kıskançlıklar, mesleği sahiplenmeler, şikayetler, yarışmalar, ödüller, tescil / patent mücadelesi, şan ve şöhret... her şey bu basit ürünlerin tasarımında görülür; hatta teşvik edilir ve gelişmiş insan potansiyeli harcanır gider.

Tasarımcının Kişisel Sorumluluğu
Az gelişmiş ülkelerde, birleşik / iş üreten endüstriyel ürünler alanında teknolojik girdabı yaratmaya çalışan yatırımcılar, hiçbir sorumlulukları olmamasına rağmen, girdabın ışığını da mühendislerin yaratmasını beklerler. Pazar ekonomisinde bu, onlardan çok fazla şey
beklemektir fakat pazar ekonomisinde tasarımın gücünü de görmezden gelmek demek değildir. Hiç şüphe yok, o girdabı aydınlatmaya hevesli gönüllü bulmak / yetiştirmek / teşvik
etmek, dış pazarlarda yer almak isteyen yatırımcıların değil, öncelikle doğrudan bu mesleğin lisansını taşıyan insanların / aydınların problemi olmak zorundadır.
Bu alanda "tasarımcı" sıfatı, akla gelebilecek her meslekte kullanılır fakat her nedense lisanslı tasarımcılar hiç kıskançlık belirtileri göstermezler. Kendi meslekleri tanımına giren alanları,
özellikle makine / elektrik / elektronik mühendisleri ile el ele / sırt sırta vererek çalışmaları gereken fabrika alanlarını tamamen boş bırakarak, mimarlık ağırlıklı atölye çalışmaları yapmayı tercih ederler. İş ilanlarında tarif edilen işin içeriği ile o iş için aranılan kişide olması istenilen lisansın uyumlu olup olmadığını hiç sorgulamaz; "tasarım mühendisi" gibi bir başlık altında aranılan kişinin aslında çoğu zaman kendileri olduğunu anlamaz fakat "tasarım elemanı" lafına da son derece alınırlar. Kendi mesleklerini tanıtmak konusunda ilgisiz ve sorumsuz kalmanın, yaşadıkları ülke ekonomisine kaybettirdiği rekabet / ihracat potansiyelinin, kendi doğal döngüsü içinde kendi mesleklerini "ressamlık" gibi bir anlayışa dönüştürdüğünü de görmez, hatta "bizi kimse anlamıyor" şikayetleri yaparlar.
Mesleğin doğru anlaşılmamasının ve hatta çoğu mühendis / mühendislik disiplini tarafından dışlanmasının ve salt ressamlık / sanatçılık olarak görülmesinin en çarpıcı sebeplerinden biri,
bazı endüstriyel tasarımcıların, özellikle kendilerini "ressam" gibi görmelerinden / davranmalarından da kaynaklanır. Kabuk tasarımında, tıpkı mimarlıkta da olduğu gibi, üç yöntem vardır: Dıştan içe, içerden dışarı ve her ikisi birden. Bir endüstriyel tasarımcının, ürünün içini / iç mekanizmasını (teknolojik bilgi yetersizliği veya sorumsuzluğu ile) hiç dikkate almaksızın salt kabuk olarak tasarlaması / konsept oluşturması ve kabuğun içinin bu konsepte cad/cam operatörü veya mühendis ve hatta bir başka endüstriyel tasarımcı tarafından uydurulmasını beklemesi, içerden dışarı çıkmak zorunda olan teknik eleman veya mühendis tarafından kabuğun formunun (teknolojinin sabit değerleri veya evrensel / yerel yetersizliği nedeniyle) değiştirilmesine, ilk konseptin bir resim durumuna indirgenmesine ve endüstriyel tasarımcının ve mesleğin de saygı yitirmesine neden olur.

Teknoloji ile işbirliği yapmayan, teknolojik girdabı aydınlatmayan, bilimsel-teknolojik taban üzerinde icra edilmeyen bir meslek, ancak sanatçılıktır / kutsaldır fakat endüstriyel tasarım değildir.

Sonuç
Tasarım eğitimi, az gelişmiş bir ekonomide, öğrenci ile üreticiye, iki ayrı koldan verilmeli. Yasa koyucu ile öğretim görevlileri, uyum ve işbirliği içinde bu eğitim için birlikte çalışmak zorundadırlar. Kendiliğinden doğmamış / gelişmemiş tasarım bilincini, eğitim sistemi ve ekonomiye / teknolojiye kazandırmanın tek bir yolu vardır: planlı / sistemli eğitim programları ile özgün tedbirler / yaptırımlar / teşvikler uygulamak.
Unutmamak gerekir ki, tasarımcı ile üretici arasında, ekonominin arz-talep kanunları vardır. Basın-yayın organlarında, salonlarda, sergilerde / fuarlarda... üreticilere tasarımın gerekliliğini göstermenin / kabul ettirmenin tek yönlü ve kısır bir çabadan öteye geçebilmesi için, yasa koyucunun kendi üzerine düşen görevleri yerine getirmesi de yetmez. Zaten bu yazının amacı, madalyonun bu yüzü ile ilgili değil. Çünkü; çabaların meyve verdiğini, tasarımcının değil, tasarım bilincinin kabul gördüğünü, yasa koyucunun bütün olanakları üreticinin önüne serdiğini ve üreticinin "talep" yaptığını varsayalım. Arz nerede?.. Bir avuç gönüllü çalışan, çoğunluğu öğretim üyesi tasarımcıların arkasında, piyasa taleplerine cevap verebilecek bilgi birikimi / yetenek ve bilince sahip (ve hevesli) kaç tasarımcı / tasarım öğrencisi var ?..
Az gelişmiş bir ülkede tasarımın evrensel aşamaya gelebilmesi, otorite -tasarımcı - imalatçı / ihracatçı üçgeninde tasarım bilincinin birlikte oluşturulmasına bağlıdır. Ancak, üçüncü unsur, imalatçı / ihracatçı ayağı (KOBİ), bu üçgende edilgen bir rol taşımaktan öteye gidemez. Tasarımcıya olan bilinçli talebi diğer iki ayak tarafından karşılanmadığı zaman, ya tasarımı ya da doğrudan ürünü ithal etmekten veya fasonculuktan başka hiçbir çıkar yolu olmayacaktır.
Gelişmiş ülkelerdeki süreçleri aynen yaşamaya çalışmak ( bu süreçlerin yaşanmasını beklemek ), bugün uygulamakta oldukları tasarım eğitimi / disiplini / yol ve yöntemleri ile tasarıma bakış açılarını ve hatta kullandıkları dili bile olduğu gibi kopyalamak, girdabın hep dibinde kalmak demek.
Az gelişmişliğin toplumsal ve ekonomik sorunlarının farkında ve mesleki sorumluluk bilincine sahip aydın tasarımcılarımızın tartışması gerekiyor.

Özlem (Yan) Devrim
Endüstri Ürünleri Tasarımcısı
M.Ü. 1997

Bu makale, Bileşim Yayıncılık, Fuarcılık ve Tanıtım Hizmetleri A.Ş.'ye ait Makinatek Dergisinin Eylül 2004 tarihli 83 nolu sayısında yayınlanmıştır.

tablo üzerine tıklayın

tablo üzerine tıklayın

tablo üzerine tıklayın

Hiç yorum yok :